Nermin’in yaşadığı sokakta her şey kusursuz görünür. Perdeler muntazam asılıdır, garaj girişi tertemizdir ve kapı çaldığında neredeyse her seferinde kapıda önce Baran belirir—gülümseyen, soğukkanlı, “her şeyi yoluna koyan” birinin kendinden emin sesiyle konuşur. Nermin onun arkasında yarım adım geride durur; çoğu zaman kucağında bir çocuk ya da elinde bir çanta vardır, sanki zamanlamanın hiçbir zaman tam denk gelmemesi sadece bir tesadüfmüş gibi. Komşularla ya da okulda yapılan konuşmalarda Baran ilgili ve makul görünür; şakalar yapar, yardım teklif eder, karşısındakini rahatlatan kelimeler seçer. Nermin başını sallar, doğru yerde gülümser ve cümlelerini kısa tutar—söyleyecek bir şeyi olmadığı için değil, her fazla cümlenin bir riske dönüşebileceğini bildiği için. Evin içinde hiçbir yere yazılmamış ama her şeyi belirleyen kurallar vardır: kapının ne kadar sert kapanabileceği, duşun hangi saatte alınacağı, “bir anneye yakışan” kıyafetin ne olduğu, hangi arkadaşların “dert getirdiği” ve “kabul edilebilir” bir ajandanın nasıl görünmesi gerektiği. Bunlar anlaşma değil; hareket eden sınırlar gibidir. Bazen günlerce hiçbir şey olmuyormuş gibi görünür, sanki hava nihayet açılmıştır—ve tam da o sırada bir arkadaşla kahve içmeye dair masum bir cümle, geç fark edilen bir mesaj ya da unutulmuş bir beslenme çantası ortamı saniyeler içinde tersine çevirebilir. Nermin uyarı işaretlerini okumayı öğrenir: bir an fazla süren sessizlik, bardağın tezgâha biraz fazla sert bırakılışı, “sonra konuşuruz” diyen bakış. Çocuklar uyuduktan sonra konuşma artık konuşma değildir; sorguya dönüşür: Nermin neredeydi, kiminleydi, tam olarak neden, bu kimin fikriydi. Baran buna şeffaflık ve güven der. Nermin ise içinden buna temkin der—kelimelerin, güzergâhların, yüz ifadelerinin günlük muhasebesi—çünkü tek bir sapma, ceza olarak uygulanan bir gece boyu aşağılama, tehdit ya da buz gibi bir uzaklık için yeterli olabilir.
Çocuklar, Elif ve Mert için günlük düzen bir ritim değil, bir ölçüm aracıdır. Okul sadece okul değildir; Baran’ın kimlerin orada olduğunu, ne söylendiğini ve Nermin’in “yine neden her şeyi yanlış anlattığını” bilmek istediği bir kontrol noktasıdır. Okul kapısındaki teslim anı biraz fazla gergin bir gülümsemeyle yaşanır: Baran öğretmenleri sanki hiçbir şey olmuyormuş gibi selamlar, Nermin ise onun domine ettiği her konuşmada midesinin sıkıştığını hisseder. Nermin veli görüşmesine tek başına gitmek istediğinde bu tercih evde kuşku ya da sabote etme olarak çerçevelenir; birlikte gidildiğinde ise her kelime daha sonra geri çağrılır ve Nermin’in aleyhine kullanılır. Nermin’in kız kardeşiyle olan bağ yavaş yavaş buharlaşmıştır—önce “Nermin’i doldurduğu” söylendiği için, sonra her ziyaret kavga ile bittiği için, en sonunda da Nermin artık plan yapmaya cesaret edemediği için. Bir arkadaşı ara sıra mesaj atar, ama Nermin geç cevap verir, kısa cümlelerle yazar; telefonun kendisinin bile bir çatışma bahanesine dönüşmesinden korkar. Maddi olarak her şey “ortak”tır, ama Baran hesapları yönetir, her harcamayı görür ve her alışverişi sanki bir suç kanıtıymış gibi sorgular; bir paket bez ya da bir tren bileti bile şüphe konusu olabilir. Nermin—çok dikkatle—böyle devam edilemeyeceğini, giderek küçüldüğünü, öfke patlamalarından korktuğunu söylediğinde Baran, hikâyesi çoktan hazır olan birinin sakinliğiyle karşılık verir: Nermin abartıyordur, Nermin hep drama arıyordur, Nermin’in “yardıma ihtiyacı” vardır ve yaptığı her şey “aile için”dir. Dışarıdan bakınca bu, özen gibi duyulur. Evin içinde ise Nermin’in daha az hareket etmesi, daha az konuşması ve daha fazla öngörmesi anlamına gelir—ta ki sessizlik bile bir “suç” sayılabilene kadar. Nermin sonunda bir uzmana telefon ettiğinde, tek bir olaydan sonra değil, aylar süren ve giderek daralan bir yaşam alanının ardından, ilk refleks zaten hazırdır: Baran makul ebeveyndir, Nermin duygusaldır ve “gerçekler” dağınık parçalar gibi görünür. Görünmeyen ise örüntüdür—kuralların ima yoluyla kurulduğu, yaptırımların öngörülebilir olduğu ve çocukların sevgiyle kontrolün birbirine karışmaya başladığı bir evde büyüdüğü, özenle inşa edilmiş bir güç mimarisi.
Evdeki kurallar: ima yoluyla, oynak ve ani yükselişlerle dayatılan
Nermin’in evinde kurallar hiçbir yere asılı değildir, ama her yerdedir. Sabahın “doğru” başlamasına izin verilen biçimi belirlerler—çok gürültülü olmayacak, çok ağır ilerlemeyecek, planı bozabilecek sorular sorulmayacak—ve akşamın nasıl bitmesi gerektiğini de dayatırlar; mutfak sanki hiç yaşanmamış gibi görünmelidir. Baran buna düzen, disiplin, saygı der. Uygulamada ise bu, çoğu zaman açıkça söylenmeyen hareketli sınırlar bütünüdür; tam da bu nedenle, en küçük sapma bile sonradan itaatsizlik ya da sadakatsizlik olarak yeniden etiketlenebilir. Nermin, bir kuralın bugün başka, yarın başka anlama gelebileceğini öğrenir: bir elbise bir hafta “bakımlı ve uygun”ken ertesi hafta “dikkat çekmeye çalışan” sayılabilir; bir arkadaşla kahve içmek “sorun değil”ken bir anda “sorumsuzluk” olur, çünkü Baran “zor bir gün geçirmiştir”; okul görüşmesi “birlikte daha iyi”yken “birlikte” olmak, Nermin’in “tek başına hiçbir şeyi yönetemediğinin” kanıtına dönüşebilir. Bu düzenek aile hayatını kurmak için değil, Nermin’i görünmez bir çizginin kenarında sürekli yoklamak için kuruludur; belirsizlik Baran’ı tek hakem yapar.
Bu kuralların dayatılması da çoğu zaman sözde “ihlal” ile orantılı değildir. Bazen hiçbir şey olmaz; bazen saatlerce süren bir bakış yeter; bazen sıradan bir cümleyle hava tersine döner. Nermin, normal bir yorumun—Mert’in spor çantasını bulamaması, Elif’in okulda üzülmesi—nasıl bir anda “kışkırtma” muamelesi gördüğünü fark eder. Yükseliş her zaman bağırmak değildir; çoğu zaman odanın daralması, sesin alçalması, tehdit gibi duran sessizlik, “unutulmayacak” mesajı veren kontrollü bir cümledir. Baran bir tabağı sertçe bırakıp bir kapıyı çarpabilir ve sonra bunun kaza olduğunu söyleyebilir; Nermin ise asıl mesajı anlar: dikkat et. Bu oynaklık sürekli bir uyarıya dönüşür; her gün patlamasına gerek yoktur, çünkü her günü yönetmek için yeterince kuvvetlidir. Nermin çatışma başlamadan uyumlanır; kurallar kendi kendini uygular, çünkü “yanlış”ın bedeli ağır olabilir.
Elif ve Mert için bu söylenmeyen kurallar kaçışı olmayan görünmez bir takvime dönüşür. Baran eve girince Nermin’in birden sessizleştiğini, gerekenden hızlı topladığını, sorularını “şimdi uygun değil” diyerek kestiğini görürler. Bir bardak süt devrilmesinin sadece bir kaza olmadığını; gerginliği tetikleyebilecek bir olaya dönüşebileceğini öğrenirler. Baran dışarıda “evde her şey yolunda” dediğinde ve Nermin’in “hemen gerildiğini” söylediğinde çocukların zihninde en ağır ders kalır: ölçüt olan, yaşanan değil, Baran’ın onu nasıl adlandırdığıdır. Böylece ev, güvenin açıklıktan değil, yanlış uyarıcıdan kaçınmaktan doğduğu bir yere dönüşür—tam da öngörülemez olduğu için yapısal olarak güvensiz bir yer.
Önleyici itaat: “yumurta kabuğunda yürümek” bir hayatta kalma stratejisi
Nermin günü gününe değil, an an yaşar; içinde durmadan risk arayan bir radar vardır. Daha karar verilmeden hesap yapılır: Baran’ın “sakin” olduğu bir saatte alışverişe çıkmak, soru doğurmayacak bir rota seçmek, Baran yakındayken mesaja cevap vermemek, okuldan gelen bir bilgiyi sonradan tartışma bahanesi olamayacak şekilde kurmak. Bu, huzuru sevme meselesi değildir; karşı çıkmanın bedeli olan bir ortamda öğrenilmiş bir reflekstir. Baran’ın her gün açıkça yasak koymasına gerek kalmaz, çünkü Nermin çoğu zaman en güvenli seçeneğin kendini kısıtlamak olduğunu öğrenmiştir. Basit eylemler bile—bir arkadaşını geri aramak, çocuklar için bir şey almak, randevu ayarlamak—Baran’ın muhtemel yorumuna ve muhtemel cezaya göre önceden süzülür. Geriye kalan “seçilmiş” bir hayat değil, risk yönetimidir.
Bu önleyici itaat, Nermin’in dışarıdan “idare ediyor” gibi görünmesini de açıklar; içeride ise yorgunluk ve gerilim birikir. Okulda gülümser, birkaç cümle konuşur, “yoğun” der ve asıl hikâyeyi dikkatli bir dilin arkasında tutar. Evde ise her dış temas malzemeye dönüşür: kim vardı, ne dendi, biri neden öyle baktı, Nermin neden konuşmak zorunda kaldı. Baran bunu ilgi, sorumluluk, “sadece bilmek istemek” diye sunar. Nermin ise bunu sonradan yapılan bir değerlendirme gibi yaşar; her ayrıntı “şeffaf olmadığına” dair delile çevrilebilir. Bu mantıkta sessizlik de tehlikelidir, çünkü sessizlik suçluluk olarak okunabilir. Sonuçta Nermin açıklamak ile kaçınmak, yatıştırmak ile görünmez olmak arasında sıkışmış kapalı bir döngüde yaşar.
Elif ve Mert bunu yalnızca izlemez; içine çeker. Nermin’in bir cümleyi yuttuğunu, Baran bir şey demeden televizyonun sesini kıstığını, oyunlarını “baba yorgun” diyerek böldüğünü görürler. Çocuklar hayatta kalma stratejilerini kopyalar: Mert bazı seslerde susar; Elif kimse istemeden yardım etmeye başlar. Güvenliğin varlığını en aza indirmeye bağlayan bir çocuk çoğu zaman aşırı tetikte kalır; bu “fazla hassas” olduğu için değil, çevre sürekli işaret okumayı zorladığı içindir. Bu tabloda önleyici itaat Nermin’in başa çıkma yöntemi olmaktan çıkar; çocukların gelişimini biçimlendiren bir aile iklimine dönüşür.
Arkadaşlardan, aileden ve destek ağlarından yalıtılma
Nermin’in hayatında yalıtılma açık bir yasakla başlamaz; şüpheyle başlar. Baran başlangıçta Nermin’e “neden hep o insanlara ihtiyaç duyduğunu” sorar, kız kardeşinin ne kadar “negatif” olabileceğini hatırlatır. Neredeyse korumacı gibi duyulur: Nermin’i stresten, “etkiden”, “drama”dan sakınmak. Sonra pratik engeller yerleşir. Planlanan bir görüşmenin hemen öncesinde evde bir kavga çıkar; Nermin bunu görmezden gelemez. Sonrasında buz gibi bir akşam ya da sadakat üzerine cezalandırıcı bir tartışma gelir. Birkaç döngüden sonra Nermin randevuları kendi kendine iptal etmeye başlar; insanları görmek istemediği için değil, her sosyal bağın katlanılmaz bir bedeli olduğu için. Ağ bir makas darbesiyle kesilmez; sürdürülmesi o kadar pahalı hâle getirilir ki geri çekilmek patlamayı önlemenin tek yolu gibi görünür.
Yalıtılma itibar ve çerçeveleme üzerinden de işler. Baran dışarıya Nermin’in “bunaldığını”, “her yerde drama gördüğünü”, ailenin “sükûnete ihtiyacı olduğunu” hissettirir. Nermin yine de destek ararsa, Baran bunu sonradan sadakatsizlik ya da dengesizlik kanıtı gibi kullanabilir. Yardım etmeye çalışan bir arkadaş “ailenin karşısına çeviren biri” olur. Akrabalar “hiç yardım etmeyip hep yargılayan” insanlar gibi anlatılır. Profesyonel destek tehlikeli diye sunulur: “Gidersen çocuklara zarar verirsin”, “her şeyi çarpıtacaklar”, “sonunda seni sorun yapacaklar.” Bu anlatıda yardım bir koruma değil, tehdittir; sonuçlardan korkmak kapıyı kapatmaya yeter. Nermin içeriye doğru itilir; sonunda ev hem tehlikenin kaynağı hem de izin verilen tek evren olur.
Elif ve Mert bunun sonucunu çok somut yaşar: daha az oyun buluşması, daha az aile ziyareti, bir çocuğun dünyasını sessizce dengeleyen daha az gayriresmî güven ağı. Ev her şeyin merkezi olur; dolayısıyla gerginliğin de merkezi. Nermin daha az insan gördükçe, daha az insan Nermin’in yorgunluğunu, temkinini, sesindeki değişimi görür. Kimse görmediğinde Baran’ın gerçeklik anlatısını sürdürmek daha kolaylaşır. Bu bağlamda sosyal dünyanın daralması ayrıntı değildir; koruyuculuğu azaltan ve hem Nermin’i hem çocukları daha kırılgan hâle getiren yapısal bir risk unsurudur.
Kıyafet, hareket, telefon ve ajanda üzerinde kontrol
Baran’ın Nermin’in hayatı üzerindeki kontrolü çoğu zaman tek bir büyük emir değildir; küçük müdahalelerden oluşan bir ağdır ve toplamda Nermin’in ne kadar yer kaplayabileceğini belirler. Kıyafet tekrar eden bir gerilim alanına dönüşür. Nermin sevdiği bir şeyi giydiğinde Baran kâğıt üzerinde masum görünen bir cümle kurar—“Buna gerçekten gerek var mı?”—ama Nermin’in bedeninde bu bir uyarı gibi yankılanır. Nermin uyum sağlar, nötr bir şey seçerse bu kez “özensiz” olduğu ya da “hiç çaba göstermediği” söylenir. Bu çifte açmazda güvenli seçenek yoktur; geriye Baran’ın yargılama hakkı ve Nermin’in uyumlanma yükümlülüğü kalır. Hareket özgürlüğü de aynı mantıkla ele alınır. Bir yürüyüş, bir iş, bir kahve, okula uğrama—Baran nerede, ne kadar, kiminle, neden gerekliydi diye bilmek ister. Soru ilgi gibi duyulur, ama işlevi kısıtlamadır: Nermin hesap vermek zorundadır ve hesap vermek, özerkliği koşullu hâle getirir.
Telefon ve ajanda birer araç olmaktan çıkar, denetim cihazına dönüşür. Nermin hemen cevap verme baskısı hisseder; çünkü kaçan bir arama daha sonra “bilerek saklama” kanıtı gibi kullanılabilir. Telefonu dikkatli kullanmayı öğrenir, ama bu kez “dikkatlilik” suçluluk diye çerçevelenebilir. Ajanda inceleme konusu olur: o randevu neden var, neden bu kadar sürüyor, neden “önceden konuşulmadı”. Okula giden yol bile “kanıt” hâline gelebilir: Nermin neden o sokaktan geçti, kime rastladı, neden “bu kadar oyalandı”. Buradaki çizgi bilgi değildir; hiyerarşidir. Baran hiçbir şeyin kendiliğinden olmadığını, her şeyin tartışılabilir olduğunu ve Nermin’in eylemlerinin ancak Baran değerlendirdikten sonra “kabul edilebilir” sayıldığını hissettirerek hâkimiyetini pekiştirir.
Elif ve Mert için sonuçlar biçimlendiricidir. Nermin’in aslında sıradan olması gereken seçimler için izin istediğini görürler. Sorguları ve savunmaları duyarlar. Ajandanın sadece planlama olmadığını; bir başkasının otoritesine hesap verme olduğunu öğrenirler. Zamanla bu, ilişkiler anlayışını çarpıtabilir: kontrol bakım sanılır, gözetim sevgi sanılır. Üstelik çocuklar sistemin içine çekilebilir—bir şey “kontrol etmeleri”, Nermin’in ne dediğini tekrar etmeleri, Nermin’in nereye gittiğini söylemeleri istenebilir—ve böylece çocukların dünyası izleme mekanizmasının bir parçasına dönüşür. Bu tabloda gündelik hayatın altyapısı, zorlayıcı kontrolün iskelesi hâline gelir.
Fail, “makullük” perdesiyle dış anlatıyı kontrol eder
Nermin’in vakasında dışarıya sunulan hikâye bir ayrıntı değil; bilinçli biçimde yönetilen bir sermayedir. Baran okul koridorlarında, veli gruplarında ve uzmanlarla yapılan görüşmelerde, tonun, temponun ve sunuş biçiminin çoğu zaman içerikten daha ağır bastığını bilen birinin rahatlığıyla hareket eder. Görüşmelerde Baran sakin konuşur, kurum dilini ustalıkla kullanır—“istikrar”, “ebeveyn işbirliği”, “çocukların üstün yararı”—ve işbirliği görüntüsünü pekiştiren, ölçülü iltifatlarla konuşmasını parlatır. Nermin yanında oturur, “doğru” anlarda başını sallar, her cümleyi tartar; çünkü fazla bir sözün de eksik bir sözün de, hatta bir duraksamanın ya da sessizliğin bile evde geri çağrılıp aleyhe çevrilebileceğini bilir. Baran’ın performansı tutarlıdır: düzenli ebeveyn odur, dengeli ebeveyn odur, “krizi büyütmemeye çalışan” odur. Nermin ise sürekli izlenmenin ve biriken korkunun aşındırdığı bir yerde, dışarıdan daha kolay “duygusal”, “tepkisel” ya da “zor” diye etiketlenir. Bu sonuç yalnızca itibarla ilgili değildir; yapısaldır. Dış dünyanın olup biteni nasıl adlandıracağını Baran belirledikçe, zorlayıcı kontrol evin sınırlarını aşar ve Nermin’in güvenilirlik, destek ve koruma bulabileceği alanlara taşınır.
Bu perde, provokasyon ve tersine çevirme ile birleştiğinde daha da etkili hâle gelir. Baran Nermin’i saatlerce sıkıştırabilir; sorularla, ima ve ithamlarla, sürekli yer değiştiren suçlamalarla Nermin’i köşeye sıkıştırıp sonunda öfke, panik ya da tükenmişlik tepkisi üretir—sonra da bu tepkiyi bağlamından koparıp “asıl problem” diye sunar. Ardından atılan bir mesaj makul ve kaygılı görünecek şekilde kurgulanabilir: “Yine büyüdü. Ne yapacağımı bilmiyorum.” Bu çerçevede Baran sabırlı ve yönetici bir figür, Nermin ise dengesiz ve sorunlu bir figür gibi görünür. Taktik hem ilişkiseldir hem de süreçseldir. Sistem tekil olaylar isterken Baran tertipli parçalar sunar; Nermin’in gerçekliği ise anlaşılmak için bağlam gerektirdiğinden “fazla duygusal” ya da “net değil” diye kolayca kenara itilebilir. Baran’daki berraklık çoğu zaman seçilmiş bir kurgudur; Nermin’deki dağınıklık ise kronik kontrol ve korkunun öngörülebilir sonucudur.
Elif ve Mert bu anlatı stratejisinden muaf değildir. Çocuklar hangi versiyonun daha güvenli olduğunu hızlıca öğrenir, özellikle de baskın hikâyeden sapmanın bedeli evde hissediliyorsa. Baran sürekli “makul ebeveyn” olarak konumlandığında, bir çocuk bu etikete gerçeği olduğu için değil, güvenli olduğu için tutunabilir. Okul ve uzmanlar da istemeden bu yörüngeye çekilebilir; stres belirtilerini “ayrılık sürecine uyum” diye okurken alttaki zorlayıcı mimariyi ıskalayabilir. Bu bağlamda “makullük” perdesi bir üslup meselesi değildir; riskin tanınmasını, yardımın biçimini ve çocukların yaşadığı gerçekliğin doğrulanmasını—ya da sessizce silinmesini—belirleyen bir kontrol mekanizmasıdır.
Finansal bağımlılık, yapısal bir zincir olarak iş görür
Nermin’in evinde finansal bağımlılık bir gecede ortaya çıkmaz; tanıdık bir hikâyeyle normalleştirilir: Baran “pratik işleri halleder”, “hesapları düzenler”, “faturaların ödendiğinden emin olur.” Kâğıt üzerinde her şey ortak görünebilir. Uygulamada ise erişim koşullu hâle gelir. Her harcama denetlenir, her alışveriş soru doğurur ve gündelik ihtiyaçlar—okul malzemesi, çocuk kıyafeti, ulaşım—hesap verme anlarına dönüşür. Baran’ın soruları merak değildir; disiplindir. Neden şimdi, neden bu kadar, neden oradan, neden sormadan. Biriken mesaj nettir: Nermin’in muhakemesi şüphelidir ve para harcamak, Baran’ın onayıyla kazanılan bir ayrıcalıktır. Zamanla Nermin kendini kısıtlar, alışverişi erteler, ihtiyacı küçültür ve bağımsız bir kararın “yanlış” sayılacağı korkusunu içselleştirir.
Bu mali kıskacın Nermin’in güvenlik ve destek arama kapasitesi üzerindeki etkisi doğrudandır. Zorlayıcı kontrol nadiren tek bir kilide dayanır; çıkışı pratikte ve zihinde imkânsızlaştıran bariyerlerden oluşur. Kişisel bir tampon olmadan Nermin hemen sınırlara çarpar: hukuki danışmanlık masraflıdır, alternatif konaklama masraflıdır, bağımsız ulaşım masraflıdır ve özerkliğe dair en küçük adım bile misilleme riski taşır. Finansal kontrol aynı zamanda ahlaki bir koz gibi kullanılabilir: Baran kendini “sağlayan” olarak sunar, Nermin’i ise sorumsuz, bağımlı ya da nankör diye çerçeveler. Bu çerçeve dış ortamda özellikle güçlüdür; “her şeyi ben ödüyorum” diyen tarafın istikrarlı olduğu kolayca varsayılır. Buradaki mesele bütçe değil; yönetim kılığındaki tahakkümdür.
Elif ve Mert bu zinciri kelimelere dökemeseler de yaşarlar. İhtiyaçların pazarlığa açıldığını, koşula bağlandığını ve bazen araçsallaştırıldığını görürler. Bir okul gezisi “önce konuşulana kadar” bekletilebilir. Bir spor ücreti gerilim başlığına dönüşebilir. Basit bir satın alma bile akşamı gerginliğe çevirebilir. Çocuklar örtük biçimde şunu öğrenir: bakım koşulsuz değildir; onaya ve uyuma bağlıdır. Finansal kontrol çocukların dünyasını da yönetir—hangi etkinliklerin yapılacağı, hangi desteğin “izinli” olduğu, hangi rutinin finanse edileceği—ve sıradan ebeveyn kararlarını kaldıraç hâline getirir. Çocuk güvenliği bağlamında finansal bağımlılık tali bir konu değil; Nermin’i ve çocukları Baran’ın erişim alanında tutan ana sütunlardan biridir.
Çocukların temasları ve okul, kontrol noktalarına dönüşür
Nermin’in hayatında çocukların rutinleri sadece rutin değildir; kontrolün kurulduğu, baskının yerleştirildiği ve bilginin çekildiği öngörülebilir zaman-mekân düğümleridir. Okul bir kontrol noktasına dönüşür. Teslim anları sahnelenmiş anlara benzer: kamusal alanda gülümseme vardır, özel alanda gerilim dağıtılır. Baran öğretmenlerle iletişimi domine etmeye, neyin nasıl söyleneceğini “yönetmeye” ve kendini “düzeni sağlayan” sorumlu ebeveyn olarak konumlandırmaya çalışır. Nermin, bağımsız hareket etmenin—randevu ayarlamak, bir kaygıyı dile getirmek, öğretmene cevap vermek—evde sadakatsizlik, sabotaj ya da güvensizlik diye çerçevelenebileceğini öğrenir. Koruyucu olması gereken kurumsal alan, Baran’ın varlığıyla bir gözetim uzantısı gibi hissedilir; çünkü bu katılım koordinasyon değil, denetimdir.
Özellikle geçiş anları bir mekanizmaya dönüşür. Saat değişikliği lojistik gibi sunulabilir ama hâkimiyet olarak yaşanır. Küçük bir serzeniş, akşam boyu sürecek bir tartışmayı başlatmak için kullanılabilir. Bir öğretmenin sıradan bir yorumu suçlamaya çevrilebilir: Nermin “yanlış anlattı”, Nermin “aileyi kötü gösterdi”, Nermin “olayı büyüttü.” Amaç çözmek değildir; koşullamaktır. Baran kamusal alanda nazik görünse bile Nermin, evde özel denetimin geleceğini bilir: kiminle konuşuldu, ne kadar konuşuldu, ne söylendi, neden söylendi. Bu durum, çocukların ihtiyaçlarını savunmayı bile bedelli hâle getirir; Nermin, misilleme korkusuyla ebeveynliğini daraltmak zorunda kalır.
Elif ve Mert bunun bedelini doğrudan taşır. Okul kapısındaki gerilimi hissederler. Normal bir değiş tokuşla kontrollü bir değiş tokuş arasındaki farkı sezebilirler. Okulun sadece öğrenme alanı olmadığını, “doğru hikâyenin” korunması gereken bir sahne olduğunu öğrenirler. Geçişlerde karın ağrısı, uyku sorunları, odaklanma güçlüğü, aşırı tetikte olma görülebilir; bu çocukların kırılganlığından değil, haftanın öngörülebilir noktalarının duygusal olarak yüklenmiş olmasından kaynaklanır. Çocuklar iletişime dâhil edildiğinde—mesaj taşımaları, detay aktarmaları, kimlerin orada olduğunu doğrulamaları istendiğinde—yetişkinlerin güç dinamiğinin içine çekilirler ve duygusal güvenlikleri zedelenir. Bu bağlamda okul ve temaslar nötr değildir; daha geniş bir zorlayıcı sistemin kaldıraç noktalarıdır.
“Senin iyiliğin için” söylemi, zoru meşrulaştırır
Baran’ın kontrolünün en etkili yönlerinden biri, kontrolün bakım diliyle ambalajlanmasıdır. “Senin iyiliğin için” koruyucu gibi duyulur; pratikte özerkliği kısmak için yetki üretir. Kıyafet “itibar” meselesi olur. Arkadaşlıklar “kötü etki” meselesi olur. İş, ilgi alanları ya da destek arama “aileyi yormamak” meselesi olur. Bu ifade gücü niyet kılığına sokar ve direnci ahlaki bir kusura çevirir. Nermin itiraz ettiğinde sınır koyan biri olarak görülmez; irrasyonel, nankör ya da güvenli olmayan biri gibi sunulur. Merkez mesaj değişmez: Nermin’in muhakemesi güvenilir değildir ve “en iyiyi” Baran belirler.
Bu gerekçelendirme özellikle süreçlerde tehlikelidir; çünkü kâğıt üzerinde makul görünmek üzere tasarlanmıştır. Kontrol “düzen” olur. Yalıtım “dinlenme” olur. Gözdağı “netlik” olur. Para kısıtlaması “sorumluluk” olur. Oysa soru, kelimelerin yumuşak olup olmadığı değildir; davranışın etkisidir. Nermin’in özerkliği genişliyor mu, daralıyor mu. Korku azalıyor mu, artıyor mu. Farklı düşünmek cezasız mümkün mü, yoksa bağımsızlık bedel mi doğuruyor. Burada “senin iyiliğin için” ifadesi düzenli olarak alanın daralmasına, gözetimin artmasına ve sapmaya cezaların bağlanmasına çıkar. Niyet anlatısı bir perde, sonuç ise zordur.
Elif ve Mert bu söylemin yarattığı ahlaki bulanıklığa maruz kalır. Çocuklar sevginin kontrol olduğunu, sınırın itaatsizlik olduğunu, güvenliğin uyumla kazanıldığını öğrenebilir. “Bunu çocuklar için yapıyorum” cümlesi neredeyse her şeyi meşrulaştıran bir anahtara dönüşür; gerilimi ve istikrarsızlığı artıran davranışlar bile bu şemsiye altında korunabilir. Zamanla bu çerçeve, çocukların bakım ve çatışma kavrayışını bozabilir ve kendi algılarına güvenmelerini zorlaştırabilir. Burada koruma dili tesadüf değildir; kontrolün sosyal olarak kabul edilebilir görünerek sürmesini sağlayan araçlardan biridir.
Süreçlerde: tekil olaylar değil, örüntü esas alınmalıdır
Nermin uzmanlara ulaştığında ya da ihtilaf biçimsel süreçlere girdiğinde, sistemin parçalama eğilimi Baran’ın lehine çalışır. Zorlayıcı bir örüntü tekil olaylara indirgenir: bir tartışma, bir mesajlaşma, bir teslim anı, bir duygusal tepki. Baran, “makul” görüntüsünü besleyen seçilmiş parçalar sunabilir; kontrolün yavaş ve sistemli mimarisi ise kadrajın dışında kalır. Nermin’in anlatısı ise anlaşılmak için bağlama ihtiyaç duyar: kuralların nasıl kaydığı, yaptırımların özerkliği nasıl izlediği, korkunun gündelik kararları nasıl şekillendirdiği, çocuk stresinin aylar içinde nasıl biriktiği. Tarih ve olay bazlı bir forumda Nermin’in gerçeği dağınık görünebilir; oysa zorlayıcı kontrolün doğası zaten birikimli ve sistemiktir.
Örüntü odaklı bir yaklaşım tek bir “sigara dumanı” aramaz; mantığı yeniden kurar. Esas soru şudur: Nermin bağımsızlık denediğinde tekrar tekrar ne olur. Öngörülebilir sonuç nedir. Para, hareket, iletişim, sosyal bağlar ve ebeveyn lojistiği gibi alanlar nasıl birbirine kilitlenerek bağımlılık üretir. Tek başına küçük görünen deliller birlikte belirleyici olabilir: gözetimi normalleştiren mesajlar, koşullu erişimi gösteren finansal izler, okuldan gelen kalıcı stres işaretleri, dışarıdan gözlemlenen sosyal geri çekilme ve Nermin “çizgiden” çıktığında tekrar eden yaptırımlar. Bu bakış aynı zamanda kronik korkunun hafıza ve anlatım üzerindeki etkisini de hesaba katar; parçalı hatırlama ve temkinli dil, zorlayıcı ortamlarda yaygındır ve uydurma diye okunmamalıdır.
Çocuk güvenliği açısından örüntü lensi vazgeçilmezdir; çünkü çocuklar “olay” içinde değil, atmosfer içinde yaşar. Elif ve Mert arka plandaki sürekli gerilimle, sonuçların öngörülebilirliğiyle ve bir yetişkinin ruh hâlini sürekli önceden kestirme zorunluluğuyla biçimlenir. Görünür fiziksel şiddet olmasa bile, kontrol, gözdağı ve sadakat baskısı etrafında örgütlenmiş bir ev gelişimsel açıdan güvensiz olabilir. Bu bağlamda örüntüye odaklanmak, tekil ayrıntıların örttüğünü görünür kılar: mesele iletişim sorunu değildir; bir güç rejimidir. Mesele yalnızca çatışma değildir; zordur. Ve koruma, ebeveynlik düzeni ve iyileşme sonuçları bu temel gerçeklikten türetilmelidir.
