Risk Değerlendirmesi: Acil Güvenlik ve Ölümcüllük Göstergeleri

5 views
54 mins read

Yağmurlu bir salı akşamı, Elif mutfak masasının başında, elinde telefonu, ekranı yarı kararmış halde oturuyor; dışarıdaki bahçe lambasının ışığı, her araba geçtiğinde camın üzerinden kayıp gidiyor. Önünde çoktan soğumuş bir fincan çay var, ama mesele çay değil; gecenin ritmi artık ona ait değil. Her yirmi dakikada bir, Kerem’den yeni bir mesaj geliyor—bazen kısa ve keskin, bazen tatlı ve özür dolu—ama her defasında aynı alttan alta verilen emirle: yanında olacaksın, uzak durmak ihanettir. Elif bunun sözde kalmayacağını biliyor; çünkü daha önce de sözde kalmamıştı. En son “biraz alana ihtiyacı olduğunu” söylediğinde, Kerem sanki tesadüfen oradaymış gibi giriş kapısının tam önüne dikilmişti; ama omuzları kapı boşluğunu gereğinden fazla dolduruyor, sesi gereğinden fazla alçalıyordu, elindeki anahtarlar ise bir uyarı gibi şıngırdıyordu. Elif’in telefonunu “nasıl olsa saçma şeyler okuduğu” bahanesiyle elinden almış, çantasını kenara itmişti; Elif koridora yöneldiğinde ise kapıyı kilitlemişti—üstelik bağırıp çağırmaktan daha ağır gelen bir sükûnetle. Daha sonra Elif nihayet yanından sıyrılmaya çalıştığında, Kerem’in eli boğazına kapanmıştı—bilincini kaybettirecek kadar uzun değil, ama nefes almanın, birinin “o nefes bana ait” diye karar verdiği anda, ne kadar kolay elinden alınabileceğini öğretecek kadar uzun. O günden beri Elif zamanı saniyelerle ölçüyor: bir söz ile patlama arasındaki saniyeler, ayak sesleriyle duyulan o ilk tıkırtı ile nereye kaçacağına karar vermesi gereken an arasındaki saniyeler. Oğulları Emir’in yanında yüzünü nötr tutmaya çalışıyor, ama bedeni onu ele veriyor; Emir bunu, zil çaldığında Elif’in birden susmasından, Elif’in kendini Emir ile giriş kapısı arasına koymasından, Kerem o yumuşak ama buz gibi konuşma tonuna geçtiğinde televizyonun sesini yükseltmesinden anlıyor—o ton ki, ardından her defasında daha sonra “yanlış anlaşılma” denilecek şey gelir.

Ertesi sabah Elif okul kapısının önünde duruyor; montunu çenesine kadar çekmiş, sanki kumaş bir kalkan olabilirmiş gibi, ve Emir görmeden Kerem’i görüyor. Kerem ne dikkat çekecek kadar yakın, ne de gerçekten tesadüf sayılacak kadar uzak; kimseyle yüzleşmek zorunda kalmadan her şeyi izleyebileceği tam mesafeyi seçmiş. Emir sınıfına doğru yürürken Elif telefonunun titrediğini hissediyor—bir kez, sonra bir kez daha—ve ekrana bakmasına gerek yok; ne yazdığını biliyor. Son haftalarda giderek keskinleşen aynı dil: önce suçlamalar, sonra vaatler, ardından yalvarış kılığına sokulmuş tehditler. “Bunu yaparsan her şeyi mahvedersin.” “Bunu bana yaparsan, ne yapacağımı ben de bilemem.” “Emir’i benden alırsan, o zaman kimse ona sahip olamaz.” Bu cümleler Elif’in zihnine saplanıyor; çünkü öfke patlaması gibi değil, bir duyuru gibi, sanki Kerem çoktan bir senaryo yazmış da Elif’e sadece bir rol bırakmış gibi geliyor. Elif sınır koymayı denedi—bir keresinde Kerem’i engelledi, bir keresinde iletişimin üçüncü bir kişi üzerinden yürütülmesi gerektiğini söyledi, bir keresinde doktora uykusuzluktan bahsetti ama asıl kelimeyi ağzına alamadı—fakat Kerem her sınırı bir meydan okuma olarak okudu; aynı etkiyi yaratmak için daha fazla bastırması gerektiğinin kanıtı gibi. Elif’i belki de en çok sarsan şey, Kerem’in giderek daha sık “çıkış yolu göremediğinden” söz etmesi, Emir yakınlardayken daha sık teatral bir sessizliğe bürünmesi, evde eşyaların yerini daha sık değiştirmesi; sanki mekân üzerindeki kontrolünü prova ediyormuş gibi. Elif sonunda, temkinle de olsa, gitme fikrine izin verdiği haftalarda düzen sakinleşmiyor; hızlanıyor: daha fazla mesaj, daha fazla varlık, daha fazla takip eden göz, Kerem’in aslında hiçbir işi olmadığı yerlerde belirdiği daha fazla an. Bir gün, Emir üst katta oyun oynarken Elif alt katta sadece bir anlığına dışarı çıkmak için anahtarı kilide sürerken, Kerem’i birden arkasında hissediyor; nefesini koklayacak kadar yakın, ve Kerem’in bağırdığını duymuyor. Sadece fısıldıyor: “Gidebileceğini sanıyorsan, yanılıyorsun.” Elif dönüyor ve bir saniye boyunca bir sonraki adımı, prosedürleri, ifadeleri düşünmüyor; her şeyi içine alan tek, berrak bir farkındalığı düşünüyor: Kerem onu öldürecek.

Önceki Boğma/Vurma (Strangülasyon) Yüksek Risk Göstergesidir

O koridordaki geceden beri “boğma” kelimesi Elif’in hayatında soyut bir kavram olmaktan çıktı; bedene kazınmış bir hatıraya dönüştü. Kerem sonrasında bunu “bir an”, “bir refleks”, “yanlış anlaşılma” diye küçümsemiş olabilir; ama Elif’in gerçeği, dikkatsizlikle açıklanamayacak ayrıntılardan oluşuyor: elin kapanma biçimi, acı gibi başlamayan ama anında havayı kesen basınç, çıkaramadığı ses, dünya daralıyormuş gibi görüşünün küçülmesi. Bu, bir itiş kakış ya da öfke anında atılmış bir tokat değildi; doğrudan yaşamsal fonksiyonlara yönelen, tek hamlede nefesin, sesin ve hayatta kalmanın kimin kararına bağlı olduğunu ilan eden bir şiddetti. Elif bunun etkisini yalnızca hemen sonrasında değil, günler boyunca da taşıdı: okul kapısında saklamaya çalıştığı kısık ses, “üşüttüm” diyerek geçiştirdiği yutkunma ağrısı, geceleri nedensiz uyandıran baş dönmesi. Emir’in tıbbi kelimelere ihtiyacı yoktu; bir eşiğin aşıldığını Elif’in gözlerinden, ayak seslerine irkilmesinden, sanki kumaş boğazın kırılganlığını silebilirmiş gibi atkısını daha yukarı çekmesinden anladı.

Kerem’in mantığında aynı olay, kontrolü derinleştiren bir dönüm noktasına dönüştü. O günden beri Kerem’in Elif’i hizaya sokmak için her zaman bağırması gerekmiyor; hatıra onun yerine çalışıyor. Bir bakış, kapıya doğru atılan bir adım, kilitte dönen anahtarın sesi Elif’in davranışını yönlendirmeye yetebiliyor. Boğmayı bu bağlamda bu kadar tehlikeli yapan da tam olarak bu: yalnızca bir şiddet eylemi değil, Elif’in özerklik talep ettiği her anda Kerem’in yeniden devreye sokabileceği psikolojik bir çıpa. Elif her sınır koyduğunda—mesafe istediğinde, iletişimin üçüncü bir kişi üzerinden yürütülmesini şart koştuğunda, bir yanıtı ertelediğinde—bedeni olayı yeniden oynatıyor; sanki pazarlığa yer yokmuş gibi uyarıyor. Kerem bunu biliyor ve çoğu zaman açıkça fiziksel şiddete bile başvurması gerekmiyor; yeterince yaklaşması, bir geçişi kapatması, elini omuzunda bir saniye fazla tutması tehdidi geri çağırmaya yetiyor.

Vaka bağlamı, boğmanın nadiren tekil kaldığı ve kontrol dinamiği sürdükçe neredeyse hiçbir zaman “bir kerelik” olmadığı gerçeği nedeniyle ayrıca önem taşıyor. Elif bunu, Kerem’in mekânı sahiplenme biçiminde ve Emir’i istemeden bu çekim alanına dahil etmesinde görüyor. Emir aşağı inip annesinin neden bu kadar sessiz olduğunu sorduğunda Kerem gülümseyip Elif’in “hemen korktuğunu” ya da “hep abarttığını” söylüyor; Elif’i çocuğun gözünde küçültürken Emir’e de dolaylı olarak annesinin sınırlarının ciddiye alınmayabileceğini öğretiyor. Bu nedenle boğma, çocuk güvenliğinden ayrı düşünülemez: aşırı şiddetin bir emsalidir ve aile düzenini korku etrafında yeniden kurmanın bir aracıdır. Her teslimde, Kerem’in sebepsiz belirdiği her anda, Elif’in evden çıkmaya çalıştığı her durumda havada aynı mesaj asılı kalır: tehdit ile yaşamsal tehlike arasındaki sınır bir kez zaten geçilmiştir ve tekrar ihtimali soyut değildir, örüntünün içine yazılmıştır.

Öldürme Tehditleri ve Sahiplenici, “Yalnızca Benim” Dili

Kerem’in son haftalarda söyledikleri dışarıdan bakana “duygusallık” gibi görünebilir; ancak Elif için bu cümleler bir ön ilan düzenine sahiptir. Önce sadakat suçlamalarıyla başladı—Elif’in onu “terk ettiği”, “her şeyi elinden aldığı”—sonra adım adım bir mülkiyet diline kaydı; sanki Elif ve Emir kendi kararları olan insanlar değil de Kerem’in kimliğinin parçalarıymış gibi. Kerem “Elif bende olmazsa kimsede olmaz” dediğinde, bu romantik bir abartı değil; münhasır kontrol iddiasıdır ve Elif bu iddiaya karşı çıktığında şiddeti meşrulaştıran örtük bir gerekçeyi de taşır. Kerem çoğu zaman çıplak bir “seni öldürürüm” cümlesi kurmaz; bunun yerine koşullu bir mantığa sarar, ahlaki bir çarpıtma içeren uyarılar üretir: “Beni buna zorlama.” “Beni itersen ne olacağını biliyorsun.” “Bunu bana sen yaptırıyorsun.” Bu çerçeve vakada özellikle ağırdır; çünkü yalnızca öfkeyi değil, Elif’in seçimini “sonuç” olarak sunup aşırılığı makul göstermeye çalışan bir anlatıyı ortaya çıkarır.

Tehdidin inandırıcılığı, Kerem’in zamanlama ve mekân seçimiyle daha da pekişir. Mesajlar okul çıkışından hemen önce gelir ya da Elif’in yalnız olduğu anları tam isabetle bulur; sanki Kerem, Elif’in nerede olduğunu ve ne zaman savunmasız kaldığını bildiğini hissettirmek ister. Bazen yalnızca yakınlarda olduğunu duyuracak kadar arar, hiçbir şey söylemeden kapatır. Bazen okul kapısında, görünür ama temas etmek zorunda kalmayacağı bir mesafede durur ve Elif’i tüm o süre boyunca tetikte kalmaya zorlar. Bu düzende tehdit, cümle olmaktan çıkar; Elif’in hareket alanını daraltan bir baskıya dönüşür. Elif sınır koymaya çalıştığında—engellediğinde, üçüncü kişi şartı getirdiğinde—Kerem geri çekilmez; aksine yoğunlaştırır. Böylece tehdit, varsayımsal olmaktan operasyonele kayar: Kerem kontrol azaldıkça daha fazla araç kullanacağını gösterir.

Emir açısından tehditler her zaman kelimesi kelimesine duyulmasa bile, Kerem’in “aile” hakkında konuşma biçiminde ve Emir’e annesinin ne “planladığını” sormasında sızar; çocuk istemeden bir bilgi kanalına dönüştürülür. Kerem “Emir’i benden alıyorsun” dediğinde, çocuğun asla taşımaması gereken bir sorumluluğu çocuğun varlığına yükler. Ve Kerem “Emir bende olmazsa kimseye olmaz” imasını kurduğunda, tehdit yalnızca Elif’e yönelmez; doğrudan çocuğun güvenliğine uzanır. Bu vakada sahiplenici dil, tali bir işaret değildir; Elif ayrılığı sürdürdükçe Kerem’in partner şiddetinin sınırını aşarak çocuğu da içine alabilecek bir şiddete yönelebileceğine dair kritik bir göstergedir.

Sıklık ya da Şiddette Artış ve Kontrol Kaybı

Elif, bir zamanlar Kerem’in “yalnızca” sözle sert olduğu dönemleri hatırlıyor; ardından özürlerin geldiği, hayatın en azından dışarıdan normale dönebildiği dönemleri. Son aylarda ise ritim, Elif’in yetişmekte zorlandığı bir hızlanmaya dönüştü: mesajlar daha sık geliyor, Kerem’in varlığı daha kaçınılmaz hissediliyor, olaylar giderek daha az gerekçeyle tetikleniyor. Eskiden büyük bir tartışmadan sonra patlayan öfkeye, şimdi küçük bir sınır yeterli oluyor—yanıtsız bir çağrı, sessizlik talebi, Emir’in düzenine ilişkin pratik bir not. Bu hızlanma vakada belirleyici; çünkü tırmanış yalnızca fiziksel şiddetin ağırlığıyla değil, Kerem’in kontrolü geri almak için ne kadar hızlı hamle yaptığıyla da ölçülür. Örüntü, koşullardan çok Kerem’in iç eşiklerine bağlı görünür: bir gerilim hissettiği anda baskıya, gözdağına, saldırganlığa yönelir.

Kontrol kaybı, davranışın niteliğinde de görünür. Kerem bir anda sakinlikten tehdide, “seni seviyorum”dan “bunun bedelini ödeyeceksin”e geçer; sanki artık onarmaya değil, hükmetmeye çalışıyordur. Sessizliği silah gibi kullanır, Elif’in hareketlerini takip eder, hiçbir meşru sebebi olmadığı yerlerde belirir. Elif, Emir’in bu gerilimden etkilendiğini söylediğinde Kerem kaygı duymaz; alınır, sanki zarar hakkında konuşmak ona saldırmaktır. Bu anlarda öncelik netleşir: Kerem’in benlik imajı Emir’in güvenliğinden ağır basar. Bu, yüksek riskin merkez göstergelerinden biridir; çünkü kontrolü yeniden kurmaya odaklı bir fail, zararı önlemeye değil, iktidarı tesis etmeye yönelir. Önceki boğma olayı bu tabloda istisna değildir; Kerem kendini “zorlanmış” hissettiğinde sınırlarının ölümcül davranışlara kayabileceğinin kanıtıdır.

Emir için sonuçlar, fiziksel olaya her zaman tanık olmasa bile derhâldir. Ortamı okumayı öğrenir: bir şey isteyeceğinde Elif’in yüzüne bakar, Kerem evdeyken daha sessiz oynar, yükselen seslerle irkilir. Teslim anları gerilimle dolar; Elif gülümsemeye ve Emir’i sakin tutmaya çalışırken bedeni çoktan kışkırtma ya da tırmanış beklemeye başlamıştır. Kerem bu gerilimi hisseder ve kullanır: gereğinden uzun kalır, yalnızca Elif’in anlayacağı sözler söyler, Emir’i ortaya koyan sorular sorar: “Gerçekten annenle mi kalmak istiyorsun?” Böylece Emir yalnızca tanık olmaz; giderek öngörülemezleşen bir tırmanış eğrisinin içine çekilir. Bu vakada riskin acil olmasının nedeni de budur: tempo ve yoğunluk arttıkça önleme alanı daralır ve tehlike “olur mu”dan çok “ne zaman”a dönüşür.

Silah ya da Tehlikeli Nesnelere Erişim

Elif’in deneyiminde bu vakadaki silah riski, kayıtlı bir silahın varlığıyla sınırlı değildir; Kerem’in gündelik tehlikeli nesneleri tehdidi somutlaştırmak için kullanma biçimini de kapsar. Kerem “korunma” ve “hazırlıklı olma” fikrine takıntı geliştirmiştir; bunu sinirlendiğinde bıçak bileyleyerek, sözde “bir şey tamir edeceğim” dedikten sonra aletleri masanın üzerinde bırakarak, birini “sessizleştirmenin” ne kadar kolay olduğuna dair imalı cümleler kurarak sergiler. Elif için en ürkütücü olan, tek bir nesne değil, örüntüdür: Kerem, her keskin ya da ağır ev eşyasını çift anlamlı hâle getiren bir ortam kurar; sanki sıradan ev hayatı her an şiddet sahnesine dönüşebilir. Elif, daha önce nötr olan ayrıntıları izlemeye başlar: aralık bırakılmış bir çekmece, tezgahta duran bir tornavida, Kerem’in sürekli yanında taşıdığı bir çanta.

Risk, Kerem’in tehditleri ve kontrol ihtiyacı bu “gücün maddileşmesi” ile birleştiği için daha da artar. Elif mesafe istediğinde Kerem bazen bir bıçağı eline alıp geri bırakır, açık bir tehdit kurmaz. Tam da bu dolaylılık işlevseldir: Elif’in bağlantıyı kendi kendine kurmasını sağlar; Kerem niyetini inkâr edebilirken Elif korkuyla yönetilmeye devam eder. Boğma ve sınır konulduğunda tırmanışın zaten bulunduğu bir vakada bu bileşim kritiktir; çünkü yalnızca ağır şiddete yatkınlığı değil, araç ve çevreyi kullanma kapasitesini de gösterir. Ateşli silah olmasa bile, tehlikeli nesnelere anında erişim, özellikle dürtü kontrolü zayıflayıp hayal kırıklığı büyürken, ölümcül sonuca giden eşiği belirgin biçimde düşürebilir.

Emir açısından bu, geniş etkili sessiz bir tehdittir. Emir’in bir bıçağın ne yapabileceğini tam anlaması gerekmez; Kerem’in mutfakta sert, kontrollü hareketlerle durduğu ve Elif’in birden donduğu anlarda bir şeylerin yanlış olduğunu hisseder. Gergin bir evde tehlikeli nesnelerin varlığı, tırmanış anında doğrudan fiziksel riski de artırır; çünkü çocuklar öngörülemez hareket eder, oynar ve aniden ortaya çıkar. Emir yalnızca ilgi istemek için bile yanlış anda yanlış yerde olabilir. Bu vakada silah ve tehlikeli nesne erişimi, ölümcül şiddetin eşiğini düşüren ve ev içindeki güvenlik payını daraltan bir faktör olarak ele alınmalıdır. Belirleyici olan, erişilebilirlik, sembolik kullanım ve tırmanış dinamiğinin kesişmesidir; bu koşullarda gerilimdeki küçük bir artış bile çok az uyarıyla geri döndürülemez bir zarara dönüşebilir.

Partner veya Çocuğa Yönelik Tehditlerle Birleşen İntihar İmaları

Elif’in—temkinle—iletişimin üçüncü bir kişi üzerinden yürütülmesi gerektiğini söylediği andan sonraki haftalarda, Kerem’in tonu öfkeden, yüzeyde kırılgan görünen ama pratikte daha sıkı bir zorlama mekanizması gibi çalışan bir hâle kaydı. Mesajlar gecenin ilerleyen saatlerinde geliyordu; tam da Emir nihayet uyuduğunda ve evin sessizliği korkunun büyümesine izin verecek kadar genişlediğinde. “Artık dayanamıyorum,” diye yazıyordu Kerem; ardından, “Bunu yaparsan hiçbir şeyin anlamı kalmaz.” Bir mesaj yardım çağrısı gibi duruyor, bir sonraki suçlama gibi çarpıyordu; sonra Elif’in midesini düğümleyen cümle geliyordu: “Beni bitiriyorsun, sonra ne olacağını sen de biliyorsun.” Kerem’in intihar imaları kontrol davranışının yanında duran ayrı bir mesele değildi; kontrolün içine yerleştirilen bir kaldıraçtı. Elif’i kurtarıcı rolüne itiyor, mesafe koymanın yalnızca Kerem’i değil, kaçınılmaz biçimde Emir’i de vuracağına dair örtük bir uyarı taşıyordu. Elif hemen yanıt vermediğinde Kerem baskıyı artırıyordu: komodinin üzerinde hap fotoğrafları, ya da sadece nefesini duyuran kısa bir ses kaydı ve ardından fısıltı: “Emir’e veda et.” Tehdit tıbbi değildi; ilişkiseldi: sorumluluk Elif’in omuzlarına yıkılıyor, istikrarsızlık Elif’in kararlarını kilitlemek için araçsallaştırılıyordu.

Bu vakada ölümcüllük boyutu daha da ağırlaşıyor; çünkü Kerem, intihar imalarını kayıp ve sahiplenme mantığıyla sistemli biçimde bağlıyor. Kerem yalnızca kendine zarar verebileceğini söylemiyor; kontrolü kaybederse herkesin sonucunu kendisinin belirleyeceği bir anlatı kuruyor. Okul kapısında, Emir birkaç adım ötede dururken Kerem sesini alçaltıp şunu söyledi: “Beni hayatınızdan silebileceğini sanıyorsan, hepimiz batarız.” Bu kırılma—kendine dönük umutsuzluktan, “hepimizi aşağı çekerim” türü ortak yıkım anlatısına geçiş—akut tırmanış göstergesi gibi çalışır. Üstelik daha geniş örüntüyle de uyumludur: Kerem kendini mağdur konumuna yerleştirir, sorumluluğu reddeder, sınırları kabul etmez ve duygusal uçları itaat üretmek için kullanır. Risk bu nedenle yalnızca özkıyım ihtimaline indirgenemez; belirleyici olan, kriz ile zorlamanın birleşmesidir—yakınlık, öfke ve kontrol kaybı aynı anda yükseldiğinde, anlık bir karar çok az uyarıyla geri döndürülemez bir şiddete dönüşebilir.

Emir açısından bu dinamik sıradan hayatın içine sızar. Emir mesajları okumasa bile Elif’in akşamları nasıl gerildiğini, telefonu elinde tutuşunu—sanki cihaz patlayacakmış gibi—hisseder. Kerem baskıyı artırmak için Emir’i sürece katar; “Baban çok üzgün, çünkü annen dinlemiyor,” gibi cümleler kurar ve teslimlerden hemen önce görünür bir çöküş sergiler. Emir böylece yalnızca tanık olmaz; Elif’in tekrar temasa itilmesi için bir kanal hâline getirilir. Bu vakada intihar imalarıyla partner veya çocuğa dönük tehditlerin birleşimi, şiddetten ayrı bir “ruh sağlığı meselesi” olarak ele alınamaz; kontrolün içine gömülü bir tırmanış hattıdır ve Kerem’in krizi kendisiyle sınırlı kalmadığı, dışarı taşarak araçsallaştırıldığı için acil güvenlik planlaması gerektirir.

Zorla Alıkoyma ve Kaçış Yolunu Engelleme

Boğma gecesi bir yumrukla başlamadı; kilidin dönmesiyle başladı. Elif anahtarın dönme sesini hatırlar; Kerem’in bu sesi ona özellikle duyurmak ister gibi sergilediği neredeyse gösterişli sakinliği hatırlar. Bir anda koridor bir kontrol noktasına dönüştü: Kerem’in orayı yönetmek için bağırmasına gerek yoktu; Elif’in geçmesi gereken yere, geniş ve hareketsiz biçimde yerleşmesi yeterliydi. Elif telefona uzandığında Kerem onu alıp düz bir cümle kurdu: “Burada ne olduğunu kimsenin bilmesine gerek yok.” Bu, anlık bir taşkınlık değil; seçenekleri ortadan kaldırmak üzere tasarlanmış, kontrollü bir hareket kısıtlamasıydı. Mutfak, koridor, merdivenler yeniden düzenlenmiş bir coğrafyaya dönüştü; bu coğrafyada kimin hareket edeceğine Kerem karar veriyordu. Kaçış yolunu kapatmak yalnızca şiddetin ön hazırlığı değildi; şiddetin kendisiydi, çünkü tırmanışın kesintisiz devam edeceği koşulları inşa ediyordu.

O günden beri aynı mekanizma bazen ince, bazen açık varyasyonlarla tekrar ediyor. Kerem evdeyken anahtarı kilitte bırakıyor, arabasını çıkışı zorlaştıracak şekilde park ediyor, “tesadüfen” kapı eşiğinde durup sakin bir sesle Elif’in nereye gittiğini soruyor. Elif bir çanta aldığında Kerem ne “sakladığını” soruyor; ayakkabı giydiğinde “drama yaptığını” söylüyor. Güç, tuzağın öngörülebilirliğinde: evden çıkmanın sıradan bir eylem değil, Kerem’in itiraz edeceği bir eylem olduğuna dair ders. Boğma, tehdit ve sınır konduğunda tırmanışın zaten bulunduğu bir vakada zorla alıkoyma riski keskin biçimde artırır; çünkü Kerem’in izolasyonu organize edebildiğini ve etmeye istekli olduğunu gösterir—dış müdahale olasılığını azaltır, yardım gelmeden tek bir olayın ağırlaşma ihtimalini yükseltir.

Emir için zorla alıkoyma evin anlamını değiştirir. Emir, açıkça öğretilmeden, bazen en güvenli şeyin susmak, üst katta kalmak, planlardan bahsetmemek olduğunu öğrenir. Elif ise rutin çıkışları bile operasyon gibi görmeye başlar—anahtar hazır, telefon yakın, hareket zamanlanmış—çünkü Kerem çıkışın varlığını iptal ettiğinde, çıkış “var sayılabilecek” bir şey olmaktan çıkar. Acil güvenlik açısından anlam nettir: alıkoyma davranışı, durumun dalgalı tartışma düzeyini aşıp mekân ve hareket üzerinde organize bir kontrole dönüştüğünü gösterir. Bu vakada bu, ilerideki bir olayın daha hızlı başlayabileceği, daha uzun sürebileceği ve daha kötü bitebileceği anlamına gelir; çünkü Kerem Elif’in ayrılma, arama ya da rastlantısal bir korumaya yaslanma imkânını kaldırabileceğini zaten kanıtlamıştır.

Gebelik ve Doğum Sonrası Dönemde Artan Kırılganlık

Bu vakada artan kırılganlık, tek bir tıbbi duruma bağlı bir ihtimal olmaktan ziyade, Kerem’in bakım ve aile bağlarını bir “hak” ve “erişim” aracı gibi kullanma biçiminin içine yerleşmiştir. Kerem özellikle Elif mesafe koymaya çalıştığında “aile” hakkında mutlak ifadeler kullanır; sanki ebeveynlik, Elif’in bedenine, evine, programına ve sosyal alanına otomatik erişim sağlıyormuş gibi davranır. Güncel bir gebelik olmasa bile mimari aynıdır: çocuk, Kerem’in yakınlık talep etmek ve etkiyi sürdürmek için kullandığı gerekçeye dönüşür. Bu önemlidir; çünkü gebelik ve doğum sonrası dönemler—varsa—tam da bu kaldıraç noktalarını büyütür: yorgunluk, hareket kabiliyetinde azalma, profesyonellerle daha fazla temas, bakım etrafında artan bağımlılık. Ebeveynliği zaten bir kontrol platformu olarak kullanan bir fail için, kırılganlığın arttığı ve ayrılmanın fiilen zorlaştığı her dönem öngörülebilir şekilde tırmanış alanı yaratır.

Vaka dosyasında Kerem’in bakım anlarındaki davranışı güvenilir bir tetik bölgesidir. Okul rutini, Emir’in programı, profesyonellerle yapılan en küçük görüşme bile Kerem’in kendini vazgeçilmez kılma ve Elif’in özerkliğini saldırı gibi çerçeveleme fırsatına dönüşür. Elif onsuz bir şey ayarladığında Kerem “sabotaj” der; bilgi verdiğinde “manipülasyon” der; sınır koyduğunda Emir’i “çalmakla” suçlar. Gebelik ya da doğum sonrası bağlamında bu örüntü genellikle sertleşir; çünkü temas noktaları artar: randevular, tıbbi kararlar, yeni doğanın bakımı. Dosya zaten Kerem’in bakım lojistiğini Emir merkezli bir sorumluluk değil, bir güç mücadelesi olarak gördüğünü gösterir; bu nedenle kırılganlığın arttığı herhangi bir dönemin Elif’in koruyucu payını azaltması ve Kerem’in zorlayıcı temas fırsatlarını artırması beklenir.

Emir açısından temel zarar, bakımın çatışmadan ayrılmaz hâle gelmesidir. Emir ebeveynliği istikrar olarak değil, gerilimin sahnelendiği bir alan olarak yaşar: Kerem dışarıda sakin görünürken içeride Elif’i zayıflatır; Elif ise düzen kurmaya çalışırken tırmanışı önceden sezmek zorundadır. Gebelik ya da doğum sonrası dönemde Emir’in maruz kalacağı istikrarsızlığın artması olasıdır: uykusuzluk, yükselen stres, artan gözetim, bakım rollerine dair daha keskin çekişmeler. Bu vakada kırılganlık mantığını tanımak kritiktir; çünkü gelecekteki riski doğru çerçeveye yerleştirir: fail aile rollerini bir hak iddiası olarak kurduğunda, bağımlılığı veya teması artıran her dönem koruyucu değil, tehlikeyi büyüten bir çarpan hâline gelebilir.

Çocuğu Kaldıraç Olarak Kullanma: “Alırım” Tehditleri ve Teslimlerde Tırmanış

Kerem, en etkili baskının Emir üzerinden kurulan baskı olduğunu öğrenmiştir. Elif sakinlik ya da mesafe istediğinde Kerem odağı hemen çocuğa taşır: “O zaman Emir’i bir daha hiç görmeyeceğim,” ya da “Onu bana karşı dolduruyorsun.” Elif’i saldırgan, kendini mağdur gösteren bir “alma” ve “çalma” dili kullanır; sıradan ebeveynlik lojistiğini kontrol alanına çevirir. Her teslim, Kerem’e sosyal olarak “meşru” bir yakınlık gerekçesi verdiği için öngörülebilir bir sürtüşme noktasına dönüşür: orada olabilir, yaklaşabilir, ısrar edebilir. Kerem genellikle bir adım fazla yaklaşır, çevredekilerin duymayacağı kadar kısık konuşur ve tartışma değil gözdağı gibi işleyen cümleler kurar. Bazen Emir’i “alabileceğini” ima eder; bazen hiçbir sürecin onu durduramayacağını söyler; bazen Elif’in devam ederse “kaybedeceğini” hissettirir. Elif Emir için gülümsemeye çalışır, ama bedeni acil durum hesabı yapar—mesafe, zaman, anahtar, çıkış—Kerem ise dikkat çekmeden ne kadar bastırabileceğini ölçer.

Bu vakada teslimlerde tırmanış rastlantı değildir; bir örüntüdür. Kerem Elif’i sarsmak için erken ya da geç gelir, hemen önce korkuyu yükseltmek için mesaj gönderir, Emir’i kanal gibi kullanarak çocuğa aslında Elif’i hedefleyen sorular sorar. “Gerçekten annenle mi kalmak istiyorsun?” masum bir soru değildir; Elif’i kaybettiren bir cevaba kilitleyen bir taktiktir. Elif yanıt verirse Kerem onu “histerik” ilan eder; vermezse “soğuk” ilan eder. Emir ortada kalır; gerilimi emer ve çatışmanın sebebi gibi konumlandırılır. Ölümcüllük mantığında bu kritik bir noktadır; çünkü teslimler yüksek risk koşullarını yoğunlaştırır: öngörülebilir yakınlık, yükselen duygu yükü, çekişmeli kontrol ve sınırları provokasyon gibi okuyan bir fail.

Emir için zarar anlıktır. Emir tehdit atmosferine, yüklü sessizliğe ve kelimeler ölçülü olsa bile tehlikeyi işaret eden yetişkin davranışlarına maruz kalır. Zamanla bir ebeveynin duygularından kendini sorumlu hissedebilir ya da güvenliğin diğerini memnun etmeye bağlı olduğuna inanabilir. Fiziksel risk de somuttur: fazla sıkı bir tutuş, ani bir çekiş, öfkeyle çarpılan bir kapı, Kerem’in Elif’i orada tutmak için Emir’i elde tutması. Bu vakada çocukla bağlantılı tırmanış, ikincil bir velayet anlaşmazlığı olarak görülemez; birincil kontrol mekanizmasıdır ve akut şiddet için yüksek riskli bir bağlamdır. Risk yönetimi, teslimleri güvenlik açısından olası ateşleme noktaları olarak ele almayı; yapı, mesafe ve düzenlenmiş teması “kolaylık” değil “emniyet” meselesi saymayı gerektirir.

Mağdur Sezgisi ve “Beni Öldürecek” İfadesinin Yüksek Ağırlıklı Risk Verisi

Elif’in Kerem’in onu öldürebileceğini kendine itiraf ettiği an dramatik bir cümle değildir; örüntüyü tanımanın sonucudur. Boğazdaki elin, kilitlenen kapının, keskinleşen mesajların, okul kapısındaki gözetimin ve sınırların geri çekilme değil tırmanış üretmesinin birikmiş mantığıdır. Elif’in bedeni sinyalleri dilden hızlı okur: Kerem’in nefesindeki değişim, konuşmadan önce çöken sessizlik, bir kapı eşiğini sınır gibi tutan o bilinçli duruş. Elif “Beni öldürecek,” dediğinde bu, genel bir kaygıdan doğan bir korku değil; Kerem’in stres altındaki davranışlarına tekrar tekrar maruz kalmanın ürettiği bir risk değerlendirmesidir. Elif, Kerem’in kontrol ihtiyacının ketlenmeyi aşabildiğini görmüştür ve Kerem’in potansiyel olarak ölümcül şiddetin eşiğini bir kez zaten geçtiğini bilmektedir.

Bu ifadenin ağırlığı burada daha da artar; çünkü Elif’in vardığı sonuç somut ve gözlemlenebilir davranışlarla örtüşür. Kerem en sert biçimde Elif ayrılmaya yöneldiğinde tırmanır. Sınırlara geri çekilerek değil, baskıyı artırarak yanıt verir. Emir’i kaldıraç olarak kullanır. Elif’in seçeneklerinin çöktüğü düzenekler kurar. Bunlar tek tek uyarılar değil; tutarlı bir risk modelidir. Zorlama kontrol vakalarında mağdur sezgisi, yaklaşan tırmanışı yakalamada çoğu zaman en hassas araçtır; çünkü başkalarının görmediği mikro örüntüleri birleştirir: zamanlama, bağlam, ton değişimleri ve tesadüf olmayan “tesadüfler.” Elif, Kerem’in seçimlerinin anlamını dışarıdan kısa bir gözlemin yakalayamayacağı şekilde bilir; bu vakada da bu bilginin altı genel örüntüyle çizilir: artan kontrol, sınırlarda tırmanış ve daha önce gerçekleşmiş ağır şiddet.

Emir açısından Elif’in değerlendirmesini ciddiye almak hayati önemdedir; çünkü riski hafife almak yalnızca Elif’i değil, çocuğun istikrarını ve güvenliğini de tehlikeye atar. Emir zaten annesinin tehlikeyi taradığı, çıkış planlarının sessiz yürütülmek zorunda kaldığı, teslimlerin yüklü geçtiği bir iklimde yaşamaktadır. Bu ortam, yeni bir olay olmasa bile zararlıdır. Elif’in cümlesini merkezî bir sinyal olarak ele almak, kararları “felaket kanıtı” beklemekten çıkarıp, zaten ölümcül olabilen bir örüntü üzerine harekete geçirir. Bu vakada bu dönüşüm, önlenebilir risk ile geri döndürülemez sonuç arasındaki çizgidir; çünkü Kerem’in davranışı sınırların durumu yatıştırmadığını—hızlandırdığını—gösterir ve Elif’in uyarısı panik değil, örüntünün zaten ortaya koyduğu gerçeğin ayık bir okumasıdır.

Aile Hukuku Konuları

Odak Alanları

Previous Story

Tanımlar ve Kapsam

Next Story

Zorlayıcı kontrol / mahrem terör (güç ve kontrol)

Latest from Aile içi şiddet ve çocuk istismarı

Finansal ve ekonomik şiddet

Sabahın erken saatlerinde, şehir hâlâ sessizken ve gün daha yeni yeni şekillenmeye başlarken, Elif mutfak masasının